Altan Çamlı Psikolojik Analiz | Her Şey Çok Güzel Olacak

 


Hayatta bazı insanlar vardır… Her şeyi hafife alır, sorumluluklardan kaçar, sanki hiçbir şey onları etkilemiyor gibidir. Ama bir şekilde ayakta kalırlar. Altan da böyle bir karakter. Rahat, umursamaz, sorumluluktan kaçan biri. Hayalleri var ama hayatı pek de ciddiye almıyor gibi. Bu gerçekten onun bir karakter özelliği mi? Bugün Cem Yılmaz’ın canlandırdığı Altan karakterinin psikolojisini inceleyeceğiz.

Altan’ı ilk gördüğümüz andan itibaren rahat konuşma şekli ve savruk tavırları gözümüze çarpıyor. İlk sahneden yıllardır görmediği abisini korumak için bir kavgaya karışıyor. Ama onu Altan yapan şey, kavgadan sonra durumu alaya alış şekli. Abisi olayı ciddiyetle karşıladığı için aslında Altan’ı hayatında istemese bile onu yaşadığı yere götürüp pansuman yapıyor. Altan’ın ne kadar dağınık bir zihne sahip olduğunu orada görüyoruz. Çünkü o haldeyken oradaki ilaçları görüp nasıl satabileceğinin hesabını yapmaya başlıyor. Yani düşünsenize yıllardır görüşmediğiniz abinizle bir kavgaya karışıyorsunuz, yaşadığı yeri falan öğreniyorsunuz ama aklınıza gelen ilk şey oradaki ilaçları paraya nasıl dönüştürebileceğiniz oluyor. Gerçekten uç bir örnek. Anlıyoruz ki Altan için dağınık olan tek şey zihni değil, kıyafetleri dağınık, ilişkileri dağınık ve hatta hayatı dağınık. Evliliği yolunda gitmiyor, çünkü Altan’ın bir işi yok, zar zor geçiniyorlar. Eşi de hiç mutlu değil, onu ya Altan’a bağırırken ya uyurken görüyoruz. Boşandı boşanacak gibi. Tutunduğu tek bir şey kalmış artık: o da bar açma hayali. Eğer o barı açabilirse her şeyi düzeltebileceğine inanıyor. Yani gerçekçi bir gözle bakıldığında bir yer açmak çok risklidir, tutmadığında insanı elindekinden de edebilir. Ama işte Altan’ın zihni zaten bu yüzden daha farklı çalışıyor.

Genel olarak baktığımızda hayatı savunma mekanizmalarıyla yaşıyor diyebiliriz. Yani ne demek bu, kendini korumak için sürekli maske takıyor diyebiliriz. Ama bu onun için bir kişilik örüntüsüne dönüşmüş artık. Bu da bize tabii ki bunun köklü bir geçmişi olduğunu gösteriyor. Altan’ın nasıl bir çocukluk geçirdiğini bilmiyoruz ama babasını tanıyoruz. Bu da bize çok şey anlatıyor aslında. Altan babasıyla yıllardır görüşmüyor. Abisi Nuri’nin ziyaretlerinden tanımaya başlıyoruz onu. Çünkü Nuri, Altan’ın aksine hayatı kurallarına göre yaşamayı önemseyen biri. Aslında o da babasının evinde aman aman bir muamele görmüyor yani. Çünkü bu kardeşlerin babası, sürekli şikayet eden bir adam. Nuri onu ziyaret ediyor, Altan’dan şikayet ediyor. Şu gün gelmedin diyor. Şunu yapmadın diyor. Zaten yüzünde öfkeden başka mimik görmüyoruz, bir sahneye kadar oradan bahsedeceğim. Ama genel olarak şikayetçi, memnuniyetsiz bir karakter. Altan, Nuri’yle konuşurken bir yerde Nuri “babam yaşlandı artık böyle olması normal” dediğinde, Altan gülerek “gençliğini de biliyoruz onun” diyor. Bu da bize aslında çocukluklarından beri takdir, onay veya değer görmemiş olduklarını gösteriyor. İnsan yetişkin olduğunda bile, yaptıkları beğenildiğinde iyi hissediyor. Çocuklukta o yüzden bu mekanizma bambaşka işliyor. O küçük çocukların oyun oynarken ya da bir şey yaptıklarında anne-babalarına bin kere şunu yaptım nasıl olmuş diye gösterdiklerine şahit olmuşsunuzdur. Çünkü çocuk o onaya ihtiyaç duyuyor, henüz hayatı bilmediğinden ebeveynlerinin bakış açısına muhtaç. Dolayısıyla çocuklar bunu dengeli şekilde göremediğinde değersiz hisseden yetişkinlere dönüşüyorlar. Altan için de değersizlik duyguları taşıyan biri olduğunu söyleyebiliriz.

Genel olarak hayatında dikiş tutturamayan biri Altan, yani bir şekilde tutunamamış. O yüzden çevresi de tiye alıyor onu. Yani tam kendini gerçekleştiren kehaneti anlatır gibi. Değersiz olduğuna inanıyor, hayatta başarılı olamıyor ve insanlar da onu değersiz görüyor. Yani inancı doğrulanmış oluyor. Demiştim ya savunma mekanizmaları kullanıyor diye, işte onlar bu noktada devreye giriyor. Çünkü bu inançla ve hislerle yaşamak acı verir, bu yüzden de mizahla, alayla kendini korumaya alıyor. Mizahın savunma mekanizması olması, aslında bir şeyleri alaya aldığımızda gerçekten yükünü daha az hissetmemizle açıklanabilir. Bu yüzden aslında mizah iyileştirici bir güç olarak da kullanılabilir. Ama Altan’ınki bilinçli olmadığından ve ciddiye alması gereken şeyleri de almadığından daha çok savunma mekanizmasıdır. Babasıyla durum böyleyken annesi hakkında bir bilgimiz yok, ama anne eksikliğiyle büyümüş olabileceği de yüksek bir ihtimal. Çünkü Nuri ve Altan babasının evine gidiyorlar ve babası yine bir sürü şikayette bulunuyor. Komşunun çocuklarının kendisine daha çok baktığını falan söylüyor. Derken onlar evden gittiğinde babasının sanki “neden böyle oldu” der gibi bakışını görüyoruz. İşte bahsettiğim o sahne buydu. Öfkeli halinden farklı gördüğümüz o hal, bir şeyler artık çoktan olmuş ama böyle olmasını da istememiş hissini uyandırıyor. Zaten öfke dediğimiz duygu çoğunlukla bastırdığımız başka duyguları gölgelemek için ortaya çıkıyor. Belki babası için de bunca şikayetin ardında içinde bir yerlerde kendisinden memnun olmayışı yatıyordur. O sahnede önemli bir detay daha var, vitrinde Nuri ve Altan’ın fotoğrafını görüyoruz. Bu fotoğraf üçünde de hala çerçeveli şekilde duruyor. Hepsinin sakladığı fotoğrafın bir aile fotoğrafı değil de, sadece kardeşlerin olduğu bir fotoğraf olması; evde daha çok çocukların birbirine tutunduğunun sembolü olarak konulmuş olabilir. Yani annenin varlığını eski bir fotoğrafta dahi göremiyoruz. Bu da onların çocukluğunda böyle bir eksiklik olabileceğini gösteriyor. Babasının tavırlarını değersizlik olarak yorumladık ama bir de empati yaptığınızda yetersizlik hissi de uyandırıyor. Yani naparsam yapayım yetmeyecek gibi bir his çünkü diyorum ya adam her zaman eleştirecek bir nokta buluyor. Bu da Altan’da ve Nuri’de yetersizlik hissini doğurmuştur. Ki bunu da yine Altan’ın sorumluluktan kaçmasıyla anlatabiliriz. Sorumluluktan kaçmanın bin çeşit nedeni olabilir elbet, ama şu ana dek zaten hep yetersizlik hissiyle yüzleştiyseniz, tekrar o hissi yaşamaktan kaçmak istemeniz çok normaldir. Bir şeyler yapmak demek, başarısız olma riskini de göze almak demektir. Altan, barı açmak için abisi gibi bir iş bulup para biriktirmeyi de deneyebilirdi. Ama o “dikiş tutturamayan” rolünü öyle üstlenmiş ki başaramayacağından emin. O da bunlarla yüzleşmek istemiyor. O da çeşitli hilelerle o an elinde ne varsa onu değerlendiriyor. Bu da abisinin deyimiyle “üçkağıtçı bir herif” ortaya çıkarıyor. Bu her an istediği şeyi yapma eğilimi hırsızlıktan mal satmaya kadar varıyor. Yani Altan’ı suçlu konumuna getirecek güçte. Bir şeyleri işine yarayacak diye çok kolay kullanabilir. Abisini ikna etmek için hayalindeki arabayı kaçırıp evine getirebilir. Satmak için abisinin iş yerinden çaldığı ilaçları Bodrum’a götürmesi gerektiğinde abisini tatile gidiyoruz diye götürebilir. Bunlar biraz çıkarcılıkla ve dürtüsellikle açıklanabilir. Yine burada Freud’un kapısını çalarız yani. Önceki videolarımda da bahsetmiştim. İd bizim ilkel, dürtülerimizle hareket etmek isteyen, bencil yanımız. Onu dengeleyen ego ve süperego yeterince aktif değilse, id ön plana çıkıyor. Bu da en basit tabirle sonuçlarını düşünmeden davranmayı getiriyor.

Ve tüm bu sorunlarla baş etmek için tek bir yöntem kullanıyor: kaçmak. Paraları alıp kaçıyor, Ayla’yla tartışıp kaçıyor, adamlardan kaçıyor, duygularından kaçıyor, zamanında babasından da kaçmış. Ama bu kaçışlar ne yazık ki kısa süreli baş etmesini sağlayabiliyor. Hayatında öyle anlar oluyor ki kaçabileceği şeyler değil. Örneğin babasının ölümü. İlk kez Altan’ı ciddi görüyoruz, ağlarken. Burada artık duygularından kaçabilecek noktada değil. Bu da aslında çok insani bir şeyi gösteriyor. Nasıl biri olursak olalım, kendimizden kaçmak için neler deniyor olursak olalım, hepimiz günün sonunda insanız ve benzer acıları taşıyoruz. Kaçmadığı bir yer daha var, o da gerçek mi bilmiyoruz ama Ayla’nın Altan’ı arkadaşıyla aldattığı sahne. Altan’ın gerçekten öfkelenip gözünün döndüğü bir nokta burası, bunca zaman insanları mağdur ettiğini görüyoruz ama ilk kez Altan’ın mağduriyetine şahit oluyoruz. Ve nolursa olsun kimse ihaneti hak etmez. Onu mutlu etmek için aldığı çiçekleri bir bıçakla parçalaması gerçekten ironik bir öfke ifadesi oluyor. Birine güvendiğin için kendine kızmayı anımsatıyor, kendi aldığı çiçekleri parçalaması. Gerçek olma ihtimalini, başlarda Suat hakkında “bir tomar parayı çıkardı önüme koydu, çok iyi adam” demesinden düşünüyorum açıkçası ama eğer yalansa da bu sefer Altan’ın Ayla’ya karşı hissettiği sorumluluktan dolayı, yine kaçmak için kendini mağdur konumuna koyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü mağdur olmak, insanı sorumluluk alması gerekmediği yanılgısına sürükler.

Filmin sonunda artık Nuri ve Altan’ın güçlü bir ikili olduğunu görürüz. Aslında Nuri hep Altan’ın tam zıttı gibiydi. Nuri kurallara uyan, daha çok süperegosuyla hareket eden ve araba hayalleriyle küçük bir depoda yatıp kalkan bir karakterdi. Başta Altan’ı hiç istememişti, çünkü o kuralları nasıl alt üst edeceğini çok iyi biliyordu. Ama sonlarda artık Nuri’nin kurallarının yumuşadığını, hatta artık Nuri’nin Çin restoranı açma hayalleri olduğunu görüyoruz. Bu kez Altan onu dinliyor. Bu da bu iki kardeşi birbirine denge unsuru yapıyor.

Her Şey Çok Güzel Olacak filmi aslında, tutunamayan birilerinin tutunamama hikayesini anlatıyor. Altan barı açamadı, Ayla’yla arasını düzeltemedi ve babasını kaybetti. Ama hala abisiyle hayal kurabiliyor çünkü her şey çok güzel olmasa da hep bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuş. Belki de mesele her şeyin çok güzel olması değildir.



Yorumlar

Popüler Yayınlar